Güncel

Görebilseydik ne fısıldardın ilk olarak yüreğimize…

Karadeniz’in gür ormanlarına sırtını dayamış, on sekiz yaşında rüzgarı önüne koyup umudu dağlara, dağlardan kentlere sürüklemeye söz vermiş, yiğit bir kadın gerilla. Baharı kucaklayan yüreğiyle yardı Kızılırmak’ın hırçın akışını ve bir gece vakti coşkun aktı ırmak. En apansız geceleri silah sesleriyle inledi derin vadilerin sık ormanları. Devraldı Emel Kılıç yoldaştan tertemiz kızıl bayrağı ve adını…

Yüreği halk sevgisiyle, devrim inancıyla, bağlılığıyla ve yoldaş sıcaklığıyla atarken gözlerinde binlerce rengi taşıdı, Dersim topraklarına. Munzur’un doruklarında selamladı Dersim’i. Devraldığı bayrağı doruklarına dikmeye gelmişti. Aslında onu hiç tanıyamamanın mahcubiyetiyle anlatmaya başladı, boş bıraktığı mevziiyi doldurmaya yeminli yoldaşı. Bir resim vardı sadece elinde. Bir resim ne anlatırdı ki şehit bir yoldaştan geriye. Siyah-beyaz renkleriyle doğaya ait bütün tonlarıyla.

Ve görebilseydik ne fısıldardı ilk olarak yüreğimize…

Ne söylemek isterdi yoldaş canımız son olarak bize…

Şimdi seni sadece resimlerinden ve anlatılanlardan tanıyorum yoldaş. Bir gece devraldığı bayrağı, bir şafak vakti devreden kararlılığında tanıyorum.

Canik’ten Munzur’a uzanan yıllarında anlattı yoldaşlar seni. Egemen sisteme başkaldırmış bir kadın. Yok sayılan kimliğini yaratmaya, susturulan sesini haykırmaya ve kendisi gibi binlerce kadının sesi olmaya çıktın dağlara. Ve yoldaş, tavır aldın, yol gösterdin umudunu yitiren, sokak ortasında öldürülen, tacize-tecavüze uğrayan, yok sayılan, unutulan kadına.

Bir kadının küllerinden nasıl doğacağını gösterdin bize. Ve senin gibi zorluklar karşısında sağlam duran yoldaşlarla. Keskin bir çizgiyle netleşti saflar ve partinin uygun gördüğü yöne çevrildi rotalar. Dersim’e atılan tohumu yeşertmek göreviyle başladı gerillalar, patikaları tüketmeye. Önder yoldaşımızdan gelenekti bize, küçük gruplarla büyük cüretleri kuşanmak.

Karadeniz’de geçen yılların tecrübesiyle, Dersim dağlarında yeni bir gerillaydı. Kendini görevlerine zincirlerle bağlamıştı, boşa harcanacak tek bir dakikası bile yoktu. Sekizinci oturumdan sonrası gelen yoldaşlarla beraber, görevlere dört elle sarılmıştı herkes. Ve zorlu görevlere girişmenin vakti gelmişti artık. Dağların onun gibi bir komutana ihtiyacı vardı. Egemen sistemin kadına yüklediği edilgenliği örgütünden aldığı güçle çevirdi güvene ve güveni, sınıf mücadelesinin hizmetine. Yanılmıştı, onu güçsüz bir beden olarak görenler. Savaşın fiziksel zorluklarla ilerleyeceğini düşünenler, Proletarya Partisi’nin bir kadına vereceği gücü, bilinci görmezden gelenler.

Ve bir kadın, gerilla savaşının komutanı, savaşçısı, öncüsü, militanı. Onu küçümseyen yoldaşlarına karşı devrimci bir tutumdu, sırtındaki cephanesiyle. Ve onu yok sayanların karşısında güçlü bir komutandı. İnançsızların, kırılanların karşısında inanç, irade ve ısrardı. Ve omuz başındakilerin yoldaşı, sıcak sesi, ışıltılı bakışı, derinden kahkahasıydı.

Yoldaştı. Kavgaya adanmış bir beyin, emekle yoğrulmuş bir bilek ve kocaman ellere inat küçük, narin, nasırlı elleriyle, eller tetikte, tetiği düşmana doğru bir silahtı.

Yoldaştı… Halkın yüreğinde bir kıvılcım, direngen bir kardelendir, halkının karşısında mütevazı bir öğrenci usta bir öğretmendi. Yüreğinde binlerin sevgisi, gözlerinde binlerin kaygısı, tebessümünde şehit yoldaşların çocukça gülümsemesi. Dağlar, heybetli ve uluydu; zirveleri sisliydi, gece ayazdı, ıslaktı, karanlıktı.

Saatler ilerliyor ve gece bitmemeliydi, Tağar hırçın akmamalıydı, vakit dolmamalıydı, zirveleri pustu, dağlardan sis bir daha kalkmamalıydı.

Bir şafak vakti, ansızın yükselen sesle gerilla birliği uyandı. Ortamı bir telaş sardı. Yoldaşları kadınlar mangasına doğru koştu. Yürekler donmuştu, 2 Şubat ayazında onlarca. Görmek vardı lapa lapa yağan karın altında yoldaşlarını ulaşma çabasıyla. Suçlu bir çocuk gibi neye şahit olmuştu Aliboğaz’ı.

Özgür günlere uğurladı yoldaşları gülüşü göğü delen beş kadın Partizanı. En güzel günlere ertelediler, Beş Kızıl Karanfil’le yarım kalan en güzel anlarını tazelemeyi. Göğü en derinden yırtan sesleriyle söz verdiler beş yiğit kadına, beş gerillaya, öncülerine, önderlerine, kadın yoldaşlarına. Devraldıkları bayrağı layıkıyla devredene kadar boş bıraktıkları mevzilerde çarpışacaklarını. Bir şafak vakti devraldı yoldaşları kızıl bayrağı Eylem’den, Emel’den, Özlem’den, Dilek’ten, Sevda’dan. Ve bir şafak vakti devrettikleri silahların son mermisine kadar çarpışıyor devrimi dorukların beş dağ kartalına armağan etme sözüyle. Ölümsüzlüğünüz onurumuz, andınız andımız olsun yoldaşlar. (Bir gerilla)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu